İhtiyaç Duymadığın Bir Şey Satın Aldığında Reklamı mı Suçluyorsun?

İhtiyaç Duymadığın Bir Şey Satın Aldığında Reklamı mı Suçluyorsun?

Eminim bir çoğunuz en az bir alışverişin ardından “Buna ihtiyacım yoktu aslında” diye düşünmüşsünüzdür. Satın alırken neden bunu düşünmüyorsunuz?

Alışveriş sırasında insanlar her zamankinden farklı davranıyorlar. Bu davranış değişikliğinin temel sebepleri var. Mesela alışveriş yapan insanların mutluluk hormonu salgıladığı saptanmış. Alışveriş yapmak, insanı mutlu eden bir eylem. Bundan dolayı depresyonun eşiğindeyken ilk çözüm denemelerinin başında alışveriş yapmak geliyor. Bir diğer sebep ise insanoğlunun sahip olma arzusu. Bir şeylere sahip olmak insanlara iyi hissettiriyor. Hatta sahip olma fikri bile harekete geçmeye yetiyor.

Alışverişte Reklamın Etkisi

Alışverişte Reklamın Etkisi

İnternette geziyorsunuz ve bu sırada karşınıza birçok reklam çıkıyor. Geçenlere baktığınız ayakkabı haberleri okurken, arkadaşlarınızla konuştuğunuz göz bandı Instagram’da gezinirken, yeni vizyona girecek olan filmin fragmanı Youtube’da video izlemeden hemen önce karşınıza çıkıyor. Haydi biraz TV izleyim dediğinizde reklam kuşağında onlarca reklam izliyorsunuz. 

Reklam hayatımızın her yerinde. Özellikle internetin ve sosyal medya platformlarının yaygınlaşmasıyla artık daha çok marka reklam yapma fırsatı buluyor. Bunun sonucu olarak bir gün içinde yüzlerce hatta binlerce markaya maruz kalıyoruz. Bu markaların çok büyük kısmı zihnimizden çıkıp gidiyor. Bazıları da kalıcı yer ediniyor. Elbette aklımızda kalan markalar, reklam ve pazarlama başarısıdır. Çünkü insanlar bağ kurdukları markaları hatırlıyorlar. Duygusal reaksiyonu ortaya çıkaran markalar, zihinlerdeki binlerce şeyi geride bırakıp, uzun süreli hafızada kendine yer buluyorlar. Ama bu, insanların ihtiyaçları olmayan bir şeyi almaya ikna edildikleri anlamına gelmiyor. Çünkü insanlar ihtiyaç duymadıkları bir şeyi satın almazlar.

Satın Alma Kararı Nasıl Veriliyor?

Satın alma süreci ihtiyacın farkına varmakla başlıyor. Spor mağazasında gördüğünüz ayakkabı, size yeni bir ayakkabıya ihtiyacınız olduğunuz hatırlatır. Belki de o ana kadar bu ihtiyacın farkında bile değilsiniz. O anda giymekte olduğunuz ayakkabıların ne kadar eskidiğini fark etmiş olabilirsiniz. Ya da sırf o ayakkabıyı satın almak için kendinizi ikna ediyorsunuz. 

Burada ihtiyaç, daha kullanışlı bir ayakkabı olabilir. Yeni bir şeyler alıp kendinizi şımartmak da olabilir. Hatta sırf popüler insanların giydiği bir ayakkabı olduğu için sizin de sahip olmak istemeniz de bir ihtiyaçtır. Ama ihtiyaç olmadan alışveriş yapılmaz. Zaten biz pazarlamacılar da markalar için strateji oluştururken insanların ihtiyaçlarına odaklanıyoruz. 

E-Ticaret, satın alma alışkanlıklarımızı belli noktalarda değiştirdi. Artık bulunduğumuz yer fark etmeksizin alışveriş yapıyoruz. İnsanın sahip olma arzusunun en vahşi şeklini ortaya çıkardı diyebiliriz. Anlık duygusal coşkuların ardından satın alımı tamamlamanın birkaç dakika uzağında yaşıyoruz. İhtiyaç + duygu kimyası gerçekleştiği anda satın alma işlemi tamamlanıyor. Yarın olsun bakarız, şimdi kim dışarı çıkacak gibi bahaneler bugün artık geçersiz.

Kendimize Dürüst Olduğumuzda Reklamları Suçlamayız

İnsanoğlu, bilincinde ve bilinçaltında bir sürü bilgiyle yaşıyor. Mantıkla verdiğimiz kararların derinlerinde bile duygusal tatminler yatıyor. Hiç ihtiyacınız olmayan bir ürün aldığınızda bile, bunun sebebi tamamen ona sahip olmak istemeniz. Hiçbir ihtiyacınız yoksa bile en uzak ihtimalle sosyal statü için o ürüne sahip olmayı istemeniz ihtimaller dahilinde. Elbette o ürünün nasıl ve neden sosyal statü simgesi haline geldiği tartışılabilir. Bunu başka zaman pazarlama çerçevesinde tartışırız. Öte yandan başarılı bir reklam kampanyasını bir alışverişin ardından suçlamak, yapılan harcamanın ardından bahane üretmektir 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir